Sosyal

Paylaş

18 Ocak 2017 Çarşamba

Çocuksun ve Anahtarısın Açmak İstediğin Her Kapının

                                          yusuf, taha ve meryem'e...


Yetişemez sana başka bir insanoğlu senden başka
sen çocuksun ve zaman senden daha çocuk
bir deli tay gibi geçiyor gözleri önünde insanların

Tek bir kitaba sığmaz hikayen senin kalemin yazdıkça
sen çocuksun ve zaman senden daha çocuk
bir kış bahara doğru çekiyor tüm annelerin ellerini

Mertebesi yetmez hiç bir rütbenin senin zarifliğine
sen çocuksun ve zaman senden daha çocuk
bir baharı yeniden bir bahara çağırır senin gözlerinle

Y.O

26 Ekim 2016 Çarşamba

Herkes Hiç Kimsenin Sorusudur

Herkes unutur önemli olan hatırladıklarına sahip çıkmaktır.

(Y.O)

17 Ekim 2016 Pazartesi

Kendini bilen adamın rüyalarından öncesi


bir gün bir adam uykuyu uzaklaştırdı etrafından
gözleri Halep'e düşen bombaların tozlarından kalma
silindikçe çoğalıyor dünyanın puslu yalanları
yaşamak sancısını çocuklar çekiyor
acılar ise büyüklerin boynunda
taşırken fark etmediği bir yük gibi
oyunlar oyunlar büyük oyunlar..
çocuklar artık unuttu
olmayan sokaklarda nasıl oynanır
ölümdü artık onların oyun diye bildiği

çıkış kapısı kalmadı geçmişin
bir geriye düşman bir de iyiliğe
sözü olmayan kanıksamış
bolca boyalı geleceğine
rüyalar biçilmiş bir kaftan

bir gün bir adam bir kapı açtı doğudan
akşamdı bir yönüyle bir yönüyle aydınlık bir gece
ardından gelecekleri düşünmedi ne olabilir diye
her insan bir niyet taşır diğerine matuf olsa da
ne taşırsa onu döküyor insan yeri gelince
bir kapıdan diğerine
bir oyundan yenisine
bir kurgudan gerçeğe
bir zamandan şimdiye
bir ölümden kendine.


Yasin Onat

2 Eylül 2016 Cuma

Kendini bilen adamın rüyaları


bir gün bir adam uyandı yatağından
odaları elleriydi adamın ve uzandığı her boşluk
dokunduğu yüzüydü güne açılan kapılarda
sabah uyanınca
yürüdüğü sokaklar çağırdı onu
taş kaldırımlarda yankılanan kundura sesleri
okula giden çocukların uykulu sesleri
bir de uykulardan uyanan elleri.

sokaklar tanıdı adamın ellerini
ve eskimeyen çehresini
yürüdü mekanların önlerinden fark etmeden
bilmedi insanlar ve görmediler ellerini
kimse seslenmedi o geçerken yanındakine
adam bir kez daha uyandı uykusundan
büsbütün bedeni ruhundan ayrılmışcasına
oturdu bir duvar kenarında
çay söylemek istedi kuytudaki çaycıdan
ama o ve elleri yoktu sanki başkalarına
üzmedi kendini adam hayıflanmadı
kendini bildi ve devam etti yaşamaya
yaşamak, belirli vakitlerden söz edercesine

ve bugün bir adam uyandı uykusundan
yatışı olmayan bir odanın rüyalarından
ayakları taşıdı onu sokaklara
elleri ise anlattı onu insanlara yeniden
dinlemek güzeldi anlamak güzel olunca
o geçerken aynı yerden selam verdi çaycı
ister misin şu taze çaydan
bildi çaycı bugün bir başka
o ve elleri usanmadı bugün uyanmaya
kendini bildi ve devam etti hissetmeye
yaşamak, belirli vakitlerden ödünç alırcasına


Yasin Onat

14 Temmuz 2016 Perşembe

Tabiri olmayan

Burası dünya evet
yeryüzü kendine çeker insanı
gökyüzü ise çağırır ruhları sonsuza...

Y.O



11 Temmuz 2016 Pazartesi

Dünya'nın Diğer Yakası

Yollar dert dinler, iz taşır, tarih taşır..
insan söz bilir emanet taşır
dünyanın diğer yakasında
yeryüzüne seyyah olmalı
konup göçmeli diyar diyar kendine varana kadar...


Y.O

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Günlerin Aralığında

Akşamın deminden söz ile bend ola.
Beklenen baharın heyecanına beklenenler dost ola...

Bugün Bayramdır beklenenler sılahi rahim oldukça.
Bayramdır acıların üstünü merhamet yorganı sardıysa.


Y.O


23 Haziran 2016 Perşembe

Başka Zamanlardan


başka bir zaman kaldı geride
çocukların ışıltılı rüyalarından bir parça
taze ekmek kokusu gibi hamuru topraktan 
başka bir zamandı, mekana tevarüs eden..
düzeltilmesinden hoşnut olduğumuz hatalarla
yüzümüz bir başka zamandan kalma
ansızın gelen haberler, usulca varılmış rüyalar
beklemeyle bitmeyen vakitlerde..

başka bir zaman kaldı geride
bakmadan geçtiğimiz yol kenarlarında
biraz uykulu çokça hatrımızdan da mühim
dünya bir mekandı yıktı onu duymazlığımız
görmezliğimiz kaldı başka zamanlardan emanet
anlattıkça yazılan yazıldıkça anlatılmaya bırakılan
önceleri vardı nasıl da unuttuk
zamanı geldi gelsin diye beklediklerimiz oysa..

başka bir zaman kaldı şimdi yanımızda
dünya bir zamandı insan ise kaldı onun mekanında
tamiri izin gerektirmeyen sözlerimizden
sevmekle inşaa etmenin başlangıcında
başka bir zamandı neyi kaldıysa özden
sonrası vardı nasıl da unuttuk
sahiciliğinden emin şaşkınlıklarımızla...


Yasin Onat


17 Ağustos 2015 Pazartesi

İtidal Üzere Olanlar

Eksikleri tamamlamakla başlar itidalli olmak. Aşırı olanları reddetmektir ve tamamlanması elzem olanları tamamlamak üzere hareket etmektir şu fani dünyanın var ile yok arasında...

Sevmekle vuku bulur itidal, çünkü sevmediklerimizin aşırılığı ile yan yana tutamayız dengeyi. Sevdiklerimiz için de aşırılık söz konusu olabilir lakin biz aşırılığı sevmediklerimiz ile anlatırız. Adımlarını hafifçe ve korkarak atar insanoğlu ilk öğrendiğinde yürümeyi. Zaman geçip de ihtiyarlık bulunca insanı; tedirginlik ve yorgunluk ile atılır yine o adımlar. Her ikisi arasındaki zaman diliminde mutedil olmayı öğreniriz kimimiz severek kimimiz hissederek...

İtidalli olanlar gözlerini yeryüzüne ve gökyüzüne sabitlemeyen kimselerdir. Onlar seyrederken alemi heyecanlanırlar, hayret ederler...

İtidalli olmak orta yolu bulmaktır dallı budaklı bir çok yol varken önümüzde...
Günümüz hengamelerinin içinde kendi iç sesimizi duyabilmektir. Yeteneklerimizi eksikliklerimizi ve en önemlisi ideallerimizi ön planda tutmadan özümüzü unutmamaktır.

En nihayet her yolculuğun bir başlangıcının ve bir varış noktasının olduğunu bilmek...
Toprak ile hemhal olan insanın toprak ve sudan yaratıldığı gerçeğini unutmamasıdır itidalli olmak...

Y. O
                                                                                                                          Ağustos 2015

10 Haziran 2015 Çarşamba

SANCAK: YETİM KALMIŞ COĞRAFYANIN YETİM ÇOCUKLARI

Yetim Dayanışma Günleri ile yetimlerin yanında olmak ve onlara Türkiye’den getirmiş olduğumuz emanetleri vermek üzere İHH İnsani Yardım Vakfı ekibi olarak Sancak’taydık.  Sancak bölgesi Balkan yarımadasının merkezinde Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyetlerinin ortasında yer alıyor. Osmanlı Devletinin Avrupa’daki son sancağı olma özelliğini taşıyan Sancak’ta Nüfus’un %65 i Sancaklı Boşnaklardan geriye kalan kısmı da Sırp, Karadağlı Hıristiyanlar ve Arnavut Müslümanlardan oluşmaktadır. 

Sancak, tarihte Osmanlı’nın eyalet statüsü verdiği Türk-Boşnak bölgesi olmuştur.  Osmanlı ile kara bağlantısı kalmadığı dönemde bile Osmanlı’ya karşı bağımsızlığını ilan etmeyen Sancak’ın başkent Novipazar şehrinin temelini Osmanlı mimarları atmıştır.
Günümüzde ise Sancaklı Müslümanların yaşadığı şehirlerde bilinçli bir şekilde kalkınmaya engel olunmakta ve çalışma alanları daraltılmaktadır. Resmi kurumlarda özellikle Belediyeler ve Polis teşkilatındaki çalışanların tamamına yakını Sırplardan oluşuyor ve Sırp milliyetçiliği bariz bir şekilde hissediliyor. Sancaklı Müslüman Boşnakların yaşadığı bölgelerde altyapı çalışmaları, Sırpların yaşadığı bölgelere nazaran bakımsız ve atıl bırakılmış durumda.  Bölgede tekstil, hayvancılık ve küçük işletmeler dışında çok fazla bir geçim ve kaynağının olmadığını söyleyebiliriz. Bunlara ek olarak 2. Dünya savaşı sırasında can güvenliği olmayışından dolayı gurbete göç etmek zorunda kalan Sancaklıların yapmış olduğu destekler bölge halkının ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlıyor.

Sancak yolculuğumuza, Türkiye’deki hayırseverlerin emanetlerini ve hediyelerini yetimlerimize ve ailelerine teslim ederek başlıyoruz.  Ekibimizle önce Novipazar şehrindeki yetim ailelerimizi zirayet ettik. Zarifa Layiç, bakımsız bir evde dört yetimiyle birlikte yaşıyor.  Zinedin, Zerin, Zenilda ve Seid iki yıldır İHH Yetim Destekleme Projesi ile eğitimleri ve diğer temel ihtiyaçları karşılanıyor. Zarifa Hanım taksi şoförü olan eşini 49. yaşında beyin kanaması sonucu kaybetmiş. Onların geleceğe umutla bakabilmeleri için elinden geleni yaptığını ve dua ettiğini söyleyen Zarife Hanım, yapılan yardımlar için çok müteşekkir.


Dua ve Umutla Kuşanmak Hayatı

Diğer durağımız Novipazara 1 saat uzaklıktaki Zuce bölgesi. Mihmandarımızın yol boyunca aktarmış olduğu bilgilerin ışığında yine bir yetim evine konuk oluyoruz.  Bizi kapıda karşılıyorlar yetimlerimiz ve anneleri… Mirzata hanım yürüyemiyor ve tutunduğu çift ayaklı mekanizma ile ancak bir süre ayakta durabiliyor.  Kızları Denisa ve Delila ile birlikte yardımseverlerin yaptırmış olduğu minik bir evde yaşıyorlar.  Yıllar önce Mirzata hanım ve eşi birlikte bahçelerinde çalışırlarken elim bir kaza gerçekleşiyor.  Kocası bahçede römork ile çalışırken bir demir parçası Mirzata hanımın beline isabet ediyor ve hastaneye götürüldüğünde felç olduğu söyleniyor kendisine. Dört yıl boyunca tedavi görüyor ve tedavi sürecinde kocası bu acıya dayanamayarak kendi canına kıyıyor.  Mirzata hanım dört yılın ardından biraz iyileşir gibi oluyor ve ayakları üzerine basmaya başlıyor.  Aradan kısa bir süre sonra, doktorlar ameliyat sırasında beline takılan platinin çıkartılması gerektiğini yoksa ölüm riskinin olacağını, bir kez daha ameliyat olması gerektiğini söylüyorlar.  Bu ameliyat sırasında Mirzata Hanımın kalp atışları 2 kez duruyor ve nihayetinde yeniden hayata döndürülüyor.  Denisa ve Delila evin tüm işleriyle ilgileniyorlar ve ikisinin de yüzünde beliren, dua ve umutla kuşanılmış bir gayret ve geleceğe yönelik hayaller uzaktan bile okunuyor…


Sancak’ın diğer bir bölgesi olan Tutin’deki yetimlerimizi sevindirmek ve onlara hediyeler vermek için Zuceden ayrılıyor ve tekrar yola koyuluyoruz. Gittiğimiz istikamette yolların bakımsız oluşu gözümüzden kaçmıyor. Müslüman nüfusun %90 olduğu Tutin’e vardığımızda yetimlerin bizi beklediği alana doğru hareket ediyoruz. Yetimlerle birlikte bizi Tutin Belediye Başkanı Şemseddin Kucevic karşılıyor.  Burada yetimlerimiz ile birlikte kısa bir program icra ediyoruz ve 24 yetim ailesine gıda ve nakdi yardımlar gerçekleştiriyoruz. 

Ertesi gün Sineitsa, Nova Varoş, Prijepolye bölgelerindeki yetimlerimizi ziyaret ediyoruz. Yetimlerimizin dertleriyle dertlenmek, sevinçlerine ortak olmak ve onların geleceğe dair düşüncelerini dinlemek çok farklı bir duygu bizim için.

Yeni Bir Dünya Hayali

Bünyamin ile Novi Varoş’ta tanıştık. 9 yaşında annesi ve dedesi ile birlikte yaşıyor. İHH’nın desteklemiş olduğu yetimlerden biri. Uzaya dair bilgiler ile meşgul oluyor ve bu konuda kendi çapında bir hayli meraklı olduğunu öğreniyoruz. Dünya’daki gündemleri yakından takip ettiğini öğrendik mihmandarımızdan. Özellikle Türkiye’deki gündemi takip ediyor ve bazı sorular soruyor ekibimize.  Zekasının parlaklığı gözlerinden okunuyor. Uzayda yer alan galaksileri, yıldızlara dair bilgileri gece ve gündüzlerin uzunluğu vs.. İç dünyasında kim bilir belki gökyüzünün derinliklerinde, yıldızların o görkemli ışığı ile yeni bir dünyanın hayalini kuruyor…  Ekibimizi kapıya kadar eşlik ediyor Bünyamin, ellerini kaldırıp uzunca bir süre bize el sallıyor…


Sancak’taki son durağımız Rojaye.  Yetimlerimizin bulunduğu salona girdikten sonra ekibimizde yer alan Fahri Bey’den Kuran-ı Kerim Tilaveti rica ediyoruz, sözlerin en güzeli ile başlıyor programımız. Yetim Destekleme Projesi kapsamında 28 yetim ailesine nakdi ve gıda yardımları gerçekleştiriyoruz burada.  Dönüş yolculuğumuz için hazırlık yapmak üzereyken yetimlerimiz arasında şiirler yazan ve bu şiirleri kitaplaştıran Samet ile tanışıyoruz. O duygulu dünyasında yazmış olduğu şiirlerin ağırlığı ve masumiyeti ile hatıra fotoğrafı çektiriyoruz kendisiyle ve elbette diğer yetimlerimiz ile birlikte de. Çantalarımızdaki son hediyeleri takdim ediyoruz o minik ellere ve her yolculukta olduğu gibi buruk bir sevinç ile tekrar yola koyuluyoruz…

Y. O
Nisan 2015

11 Şubat 2015 Çarşamba

Reklam ve Farkındalık

Reklam; bir kurum veya kuruluşun ve toplum içindeki herhangi bir kimsenin kendisini inandığı ve sunmak istediği şeyi çeşitli yöntemlerle diğer insanlara arz etmesi veya onu bilinçli bir şekilde duyurmasıdır. Bu tanımın dışında reklam, günümüzde maddenin pazarlanması ve insanların zihinlerine sistematik olarak empoze edilen bir hal almıştır.

Günümüz reklam sektörü Nöro Pazarlama ile alışılagelmiş reklam stratejilerini de değiştirmiştir. Artık bir ürün, hizmet veya fikir sadece arz ve talep üzerinden değerlendirilemez olmuştur. Bir pazarlama ve dikkat yönetimi olarak Nöro Pazarlama, insanlar üzerinde duygu ve hislerin eğilimleri üzerinden edinilen kazançların modern metodudur. Duygusal Pazarlama olarak da tanımlanır. Talep edilmeyen şeylerin talep edilir hale getirilmesi olarak da adlandırılabilir. İnsanlar üzerinde yapılan sesli ve görsel deneysel çalışmalar sonucunda reklamların temaları ve yol haritaları çıkartılmaktadır; bu da hızlı tüketim ve bilinçsiz kullanımların baş sebebi olmaktadır. Örneğin tüketicilerin beynini okuyarak, hangi markayı neden tercih ettiğini tespit etme ve değişkenlerin neye göre şekillendiğini belirler. Bilimsel araştırmalar da beğeniyi markaların imajının belirlediğini doğrular niteliktedir. Ayrıca zihinsel durum ve değişikliklerin, istatistiksel olarak yorumlanması noktasında deneklerin toplum içindeki alışkanlıklarına yön verebilmektedir ki bu nokta reklamların ne kadar tehlikeli olabileceğini de ortaya koymaktadır.


İnsanların hayatlarına dair planları söz konusu olduğunda dış çevreden ve başkalarından neler beklediği ve neleri umduğu reklam dünyasının her zaman ilgisini çekmiştir. Arz ve talep dengesini değiştiren yeni tekniklerin insanlar üzerinde tüketim çılgınlıklarını körüklediği tezi konunun en can alacı noktasıdır. Bu hususun sebep olabileceği zararları engellemek adına bilinçli tüketicilerin sayısının artması toplumun yarına olacaktır.

Reklam mecralarının gün geçtikçe çeşitlenmesi ile çok sesli ve görselliğin uç noktalarda olması insanların artık farklı olanı ayırt edebilmelerini zorlaştırmaktadır. Aslında ayırt etmekten öte hangisine dikkat kesiliyorsak alışkanlıklarımızı da ona göre değiştiriyoruz. Tv, Radyo, İnternet, geniş hareketli ve sabit panolar, bizatihi insanların kendileri reklamın yaygınlaşmasını sağlayan unsurlar oluyorken bizler bize lazım olanı seçmeyi düşünüyoruz oysa bunu yaparken hiç de sağlıklı bir arz talep dengesi güdülmüyor. Evinde Televizyon olmayan insanlar belki biraz daha şanslılar lakin internet bu açığı fazlasıyla kapattığı için daha prensipli ve programlı bir kullanım ile farkındalığı zedeleyen reklamlardan bir nebze uzak tutabiliriz kendimizi. Sosyal Medyanın yer ettiği kitlenin gün geçtikçe artması ve gelişen trendi ile birlikte, insanların artık bilgi akışını ve merak uyandıran şeyleri takip ettiği alan sosyal medya olmuştur. Bu alanda yapılacak revizyonlar toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenmemelidir. Zira toplum dünyanın neredeyse her yerinde tüketmek üzere refleksler geliştiriyor maalesef.   Revizyon; insanların üretkenliğine, ahlaki değerlere ve sağlıklı bilgi alma istidadına yönelik olmalıdır.  Bu noktada sosyal medyada yazılan ve izlenenlerin bir gün hiç olmamış gibi geride kalabileceği gerçeğini hiç unutmamalıyız.

Hepimizin gördüğü, maruz kaldığı dış ortamlardaki reklamlar bir zaman sonra sadece ışıklı, renkli veya süslü panolar olarak kalacak ve dikkatimizi çekmesi için yeni ve daha farklı metodların kullanılması söz konusu olacaktır.

Farklı olanı diğerlerinden ayırmak ön bilgisi ile, değersiz ve ilgimizi çekmeyen ne kadar reklam varsa onları filtreden geçirmek kişinin sağlıklı bir hayat sürmesi için ne kadar elzem ise; reklam sektörünün ve firmaların insanlara empoze etmek istediği anlayışın yerine daha anlaşılabilir ve karmaşadan uzak, kaygıları ve tercihleri toplum yararına olan yapıların artması da o kadar önemlidir.

Y.O
Şubat 2015 İstanbul

8 Ocak 2015 Perşembe

Kış Gelince

Kış gelince üşüyen ellerin, yanakların, burunların, kar tanelerine bakarken hafifçe kısılan gözlerin hissettirdiği şeyleri düşündüm bugün. Kış bilgisi, çocukluktan kalma alışkanlıklarla bize bir öğretmen gibi telkin ettiği sesleri kaydederek el becerilerimizin de yardımıyla hislerimize dahil olmasıdır.

Kış deyince karlarda koşuşan atlar, sokaklarda oynayan çocuklar ve çocukların bile kıskanacağı neşeyle kartopu oynayan büyükler geliyor bugünlerde aklıma. İnsanın geride bırakamadığı ne varsa kış ile çıkıyor gün yüzüne o duygular... Büyük oğlum Ahmet Yusuf'un bir yıl önce kar tanelerinin tadına bakışını, kardeşi Ali Taha'nın henüz bu yıl şahit olduğu kışı... Kışın çoğu şey daha değerli geliyor insanın gözüne, mekan ve zaman algısının kaybolduğu anlarda ruhun mevsimleri devreye giriyor sanki.

Kış gelince pencerelerden dışarıya daha çok bakar oluyoruz gayri ihtiyari; çatıların ve kaldırımların üzerinde beyaz bir örtü görmek hoşumuza gidiyor olsa gerek. Eşya'nın değeri onu saklayan ve örten bir şeyin olmasıyla daha da artıyor. Kar ayak izlerimizi gösterirken aslında bizim iz bırakan bir varlık olduğumuzu hatırlatır bilinçaltımıza.

İz bırakmak ama temiz bir sayfada ve o sayfayı kirletmeden...

Y.O
Ocak 2015 Fatih/İstanbul