Sosyal

Paylaş

19 Şubat 2018 Pazartesi

Kış İstasyonu


Günler arası istasyonlar vardı beklemek bilmeyen
bekleyince iyileşen yaralarımızdan
kabuk bağlamamış olanların sızısı taşıdı bizi şimdiye
kış gelirdi, korumak için hayallerimizi 
paslanmaya yakın demirlere vurulan boyalar gibi
bekleyince biriken korkularımız vardı görülmeyen
ancak yaşamanın iyi geldiği 

İstasyonlar vardı her biri geçmişle özdeş
babaların bakışlarındaki saklı yolculuğu kaydederken 
çocukluk hatıralarının heyecanı taşıdı bizi şimdiye
kış gelirdi, korumak için hayallerimizi
beyaz örtünün altında fezaya bırakılan beyaz umutlar gibi
bekleyince biriken sözlerimiz vardı fark edilmeyen
ancak yaşamanın iyi geldiği
ve üşütmeyen... 


Yasin Onat

İtibar Dergisi 77. Sayı

8 Şubat 2018 Perşembe

Ağaç ve Meyveleri: Tanıtım ve Reklam

Her nesne ve özne bir yapıyla bağ kurar. Bu bağ önce isimle anlam kazanır sonra tanımakla şekillenir ve anlaşılır. Ağaç ve Meyvelerinden kasıt nesne ve öznenin bağlamını, özne ile de onu hayatın değerli bir parçası olma yolundaki kullanımını söz konusu etmektedir. Ağacın doğadaki karşılığı meyve/fayda vermesi olduğu kadar, canlıların özelde de insanın faydalanması üzerine kuruludur. Ağaç tek başına bir tanımlama, meyve veren ağaç ise artık bir paylaşımın bağlamıdır. 

Meyvesiz ağaç pek mevzu bahis edilmez ama ağaç kadim bir geçmişi temsil eder ve gelecek için önemli bir konuyu ihtiva eder: Köklü bir yaşam... 



Bir tanıtımda ön kabul, taslağı yani genelin detaysız bir resmini toplumun tüm yapılarına uyumlu olabilecek tarzda net ve anlaşılır şekilde ulaştırabilmektir.
Reklam ise bilgi ve verilerin ışığında pazarlamak/yaygınlaştırmak ve çekici hale getirmektir. Diğer bir yönüyle de ürün, hizmet veya fikri yaygınlaştırmak ve oluşan arzın talebiyle yakından ilgilenmektir.

Tanı, tanım, tanıtmak.. Günümüz dünyasının sunum ve reklama dair kullandığı ve fakat hiç özen ve önem göstermediği kelime ve kavramlar. Her şeyin pazarlandığı bir çağda anlamlı olan parçaların bir araya getirilmemesi de hiç şaşırtıcı olmasa gerek. Duyguların ve hazların nesnelere enjekte edildiği, ambalajlandığı, insanın hatırlamaları ile değil unuttuklarının üzerinden yeni bir kural kuruluyor hem de tehlikeli bir kural...

İnsanın sevdiği şeylerin çokluğu tüketilen şeyler oldukça, değerlerin korunmasından pek bahsedilemez.

Arz/tanıtım,  talep/reklam ilişkisi tam da burada devreye giriyor. Arzın önemsenmediği, daha çok satmanın ve etki altına almanın kurgulandığı bir zamanda talebin ortaya koyduğu şey maalesef yapay ve insanlığımızı unutturan bir çok şeyle karşımıza gelmekte. Kalite kavramı veya dayanıklı olma özellikleri bir ürün veya hizmetin değeriyle değil ondan alınan haz veya tutkuyla yan yana gelmeye başladı. Oysa Ağaç insana temiz bir hava, meyve, barınak imkanı, yakacak, yazmak için kağıt, dinlenmek için bir gölge, toprak için sağlam bir tutacak ve uhrevi bir dayanak düşüncesini sağlar. Ağacın meyvelerini ve doğal olarak kendisini haz ve tutku ile pazarlamanın adı reklam olmamalı. Ağacı reklama kurban edersek meyvelerin ne önemi olabilir ki?

Var olmayan gereksinimlerin arza evrilmesi sonucu oluşan talep ve bağımlılık, ağacı bir araca meyveyi de amaca dönüştürmektedir günümüz reklamlarında. Meyveye ulaşmak için meyvenin tadının "her şey" olduğunu pazarlamak ne kadar yapay bir şey ise, ihtiyaçların değiştiğini düşünerek yapılan her hazırlık da o kadar sahte duruyor diyebiliriz.

Karşılığını alabildiğimiz hizmet, güvenle tüketilebilen ürünler ve tavsiye edilebilir fikirlerden yoksunuz günümüz dünyasında.

Meraklarımızın gereği olan tanıma isteği ile içeriğini arka planını çok bilmediğimiz veya düşünemediğimiz bir çok şeyin/ürünün reklamına maruz kalıyoruz. Her şeyin pazarlanabildiğine veya satın alınabilirliğine bağımlılık kazanmış gibi aslında kandırılıyoruz. Çünkü her şey içe içe ve kendine mahsus olmaktan çıkmak üzere. Doğruluğun esası uygulanmadıkça gerçek olmayanlarla karşılaşmamız pek muhtemel. Gerçek olanlarla ilgilenmedikçe doğrunun ve yanlışın kıyaslamasını da yapamayız zaten. Başı sonu görülmeyen bir paylaşım(tüketim) çağındayız. Üretmenin değerini sadece sunmak fikri üzerinden kurgulamadığımız müddetçe gerçekliğe olan yakınlığımız da o kadar artacaktır.  Yaşam alanlarımızın, düşünce ve eylemlerimizin salahiyeti için daha dikkatli olmak adına seçici olmayı aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.

Değerlerin bir kenara bırakılmasıyla, davranışlarımızın karşılıklarını düşünmekten geri durursak eğer varlığımızı insani olarak idame ettirme  düşüncesi yeterince zor olacaktır...


Yasin Onat

Cins Dergisi 29. Sayı

23 Ocak 2018 Salı

Kışa Uyanmak

Sen bu havalara uyarsın, iyiden iyiye hızlanır kar
Sıcacık bir odanın diplerinde kaç kitap varsa toplarsın
Bir demliğin fokurdayan sesi, bir kaşık iki şeker kar
İlk sigara değmiş gibi dudağa buğulanır cam.

Ah sessiz harfler saçlarında..alıp başını dalıp gidersin
Cama Ruhun hallerini çizer parmakların
Umudun mavi yüzü taşınır vapurlarda seyredersin
Sen bu havalara hava katarsın
Ben düşenleri toplarım bir güzel.

Şimdi ben bu havalara uyuyorum iyiden iyiye
Tam sahrayı ceditte trafik sıkışıyor
İki araba arası yolculuğa çıkıyor gözlerim
Sessiz harfler kar'a dönüşüyor üşüyor gözlerim
Ellerinse gözlerindeki kirpikler kadar ince...

Yasin Onat

28 Aralık 2017 Perşembe

Kudüs’e Şahit Olmak


Sen hep özgürdün kardeşim Cüneydi
Kudüs’ün şerefi için göğe çevrildi başın
Gözlerini kapatsalar ne değişir 
Kudüs’ün özgürlüğünü gördükçe
Esamesi yoktu üstelik seni çevreleyen çakalların
Hiçbir zaman da okunmayacak onların adları tarihte

Sen hep özgürdün kardeşim Cüneydi
Tamimi’nin gözlerindeki asil bakışta olduğu gibi
Ahirete kadar başın dik, duruşun heybetli kalacak
Kudüs davası gönüllerde hiç pas tutmayacak
Çünkü: Kudüs özgür, Kudüs dava, Kudüs İman!


27 Aralık 2017

Yasin Onat



26 Ekim 2016 Çarşamba

Herkes Hiç Kimsenin Sorusudur

Herkes unutur önemli olan hatırladıklarına sahip çıkmaktır.

(Y.O)

17 Ekim 2016 Pazartesi

Kendini bilen adamın rüyalarından öncesi


bir gün bir adam uykuyu uzaklaştırdı etrafından
gözleri Halep'e düşen bombaların tozlarından kalma
silindikçe çoğalıyor dünyanın puslu yalanları
yaşamak sancısını çocuklar çekiyor
acılar ise büyüklerin boynunda
taşırken fark etmediği bir yük gibi
oyunlar oyunlar büyük oyunlar..
çocuklar artık unuttu
olmayan sokaklarda nasıl oynanır
ölümdü artık onların oyun diye bildiği

çıkış kapısı kalmadı geçmişin
bir geriye düşman bir de iyiliğe
sözü olmayan kanıksamış
bolca boyalı geleceğine
rüyalar biçilmiş bir kaftan

bir gün bir adam bir kapı açtı doğudan
akşamdı bir yönüyle bir yönüyle aydınlık bir gece
ardından gelecekleri düşünmedi ne olabilir diye
her insan bir niyet taşır diğerine matuf olsa da
ne taşırsa onu döküyor yeri gelince
bir kapıdan diğerine
bir oyundan yenisine
bir kurgudan gerçeğe
bir zamandan şimdiye
bir ölümden kendine.


Yasin Onat

2 Eylül 2016 Cuma

Kendini bilen adamın rüyaları


bir gün bir adam uyandı yatağından
odaları elleriydi adamın ve uzandığı her boşluk
dokunduğu yüzüydü güne açılan kapılarda
sabah uyanınca
yürüdüğü sokaklar çağırdı onu
taş kaldırımlarda yankılanan kundura sesleri
okula giden çocukların uykulu sesleri
bir de uykulardan uyanan elleri.

sokaklar tanıdı adamın ellerini
ve eskimeyen çehresini
yürüdü mekanların önlerinden fark etmeden
bilmedi insanlar ve görmediler ellerini
kimse seslenmedi o geçerken yanındakine
adam bir kez daha uyandı uykusundan
büsbütün bedeni ruhundan ayrılmışcasına
oturdu bir duvar kenarında
çay söylemek istedi kuytudaki çaycıdan
ama o ve elleri yoktu sanki başkalarına
üzmedi kendini adam hayıflanmadı
kendini bildi ve devam etti yaşamaya
yaşamak, belirli vakitlerden söz edercesine

ve bugün bir adam uyandı uykusundan
yatışı olmayan bir odanın rüyalarından
ayakları taşıdı onu sokaklara
elleri ise anlattı onu insanlara yeniden
dinlemek güzeldi anlamak güzel olunca
o geçerken aynı yerden selam verdi çaycı
ister misin şu taze çaydan
bildi çaycı bugün bir başka
o ve elleri usanmadı bugün uyanmaya
kendini bildi ve devam etti hissetmeye
yaşamak, belirli vakitlerden ödünç alırcasına


Yasin Onat

14 Temmuz 2016 Perşembe

Tabiri olmayan

Burası dünya evet
yeryüzü kendine çeker insanı
gökyüzü ise çağırır ruhları sonsuza...

Y.O



11 Temmuz 2016 Pazartesi

Dünya'nın Diğer Yakası

Yollar dert dinler, iz taşır, tarih taşır..
insan söz bilir emanet taşır
dünyanın diğer yakasında
yeryüzüne seyyah olmalı
konup göçmeli diyar diyar kendine varana kadar...


Y.O

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Günlerin Aralığında

Akşamın deminden söz ile bend ola.
Beklenen baharın heyecanına beklenenler dost ola...

Bugün Bayramdır beklenenler sılahi rahim oldukça.
Bayramdır acıların üstünü merhamet yorganı sardıysa.


Y.O


23 Haziran 2016 Perşembe

Başka Zamanlardan


başka bir zaman kaldı geride
çocukların ışıltılı rüyalarından bir parça
taze ekmek kokusu gibi hamuru topraktan 
başka bir zamandı, mekana tevarüs eden..
düzeltilmesinden hoşnut olduğumuz hatalarla
yüzümüz bir başka zamandan kalma
ansızın gelen haberler, usulca varılmış rüyalar
beklemeyle bitmeyen vakitlerde..

başka bir zaman kaldı geride
bakmadan geçtiğimiz yol kenarlarında
biraz uykulu çokça hatrımızdan da mühim
dünya bir mekandı yıktı onu duymazlığımız
görmezliğimiz kaldı başka zamanlardan emanet
anlattıkça yazılan yazıldıkça anlatılmaya bırakılan
önceleri vardı nasıl da unuttuk
zamanı geldi gelsin diye beklediklerimiz oysa..

başka bir zaman kaldı şimdi yanımızda
dünya bir zamandı insan ise kaldı onun mekanında
tamiri izin gerektirmeyen sözlerimizden
sevmekle inşaa etmenin başlangıcında
başka bir zamandı neyi kaldıysa özden
sonrası vardı nasıl da unuttuk
sahiciliğinden emin şaşkınlıklarımızla...


Yasin Onat


17 Ağustos 2015 Pazartesi

İtidal Üzere Olanlar

Eksikleri tamamlamakla başlar itidalli olmak. Aşırı olanları reddetmektir ve tamamlanması elzem olanları tamamlamak üzere hareket etmektir şu fani dünyanın var ile yok arasında...

Sevmekle vuku bulur itidal, çünkü sevmediklerimizin aşırılığı ile yan yana tutamayız dengeyi. Sevdiklerimiz için de aşırılık söz konusu olabilir lakin biz aşırılığı sevmediklerimiz ile anlatırız. Adımlarını hafifçe ve korkarak atar insanoğlu ilk öğrendiğinde yürümeyi. Zaman geçip de ihtiyarlık bulunca insanı; tedirginlik ve yorgunluk ile atılır yine o adımlar. Her ikisi arasındaki zaman diliminde mutedil olmayı öğreniriz kimimiz severek kimimiz hissederek...

İtidalli olanlar gözlerini yeryüzüne ve gökyüzüne sabitlemeyen kimselerdir. Onlar seyrederken alemi heyecanlanırlar, hayret ederler...

İtidalli olmak orta yolu bulmaktır dallı budaklı bir çok yol varken önümüzde...
Günümüz hengamelerinin içinde kendi iç sesimizi duyabilmektir. Yeteneklerimizi eksikliklerimizi ve en önemlisi ideallerimizi ön planda tutmadan özümüzü unutmamaktır.

En nihayet her yolculuğun bir başlangıcının ve bir varış noktasının olduğunu bilmek...
Toprak ile hemhal olan insanın toprak ve sudan yaratıldığı gerçeğini unutmamasıdır itidalli olmak...

Y. O
                                                                                                                          Ağustos 2015