Sosyal

Paylaş

31 Mayıs 2018 Perşembe

Kudüs Geçmez



Günler gelip geçer de
Kudüs geçmez 
tarihin perdesinden
ve hiçbir çember hapsedemez onu!

Kudüs bir dua
Kudüs bir sefer
Kudüs bir dava
Kudüs bir yol
Kudüs bir bahçe 
Kudüs bir ışık
Kudüs bir mekan
Kudüs bir zaman
Kudüs Müslüman...


Yasin Onat



31 Mart 2018 Cumartesi

Başlangıç Mesafesi

Bakılması hep unutulan yerdesin şimdi
Şimdi arayışların en çetin soluğunda bir sesleniş
Sesleniş ki duyurmak en uçtakine sessizliği
Sessizliği katıp tüm seslere, hiç olalım
Olalım hiç olmayacak tüm sevgilerle
Sevgilerle sevgilim sözümüzü unutmayalım
Unutmayalım sözlüklerde bulamayız hisleri
Hisleri söylemeyi bozuyor ve değiştiriyor kelimeler
Kelimeler yarım kalsa da tamamlarız onları
Onları eksik de olsa biz tanımlarız var olan ve ahir oldukça.

Çocukluk yağmur sonrası tenhalığı
Bekler gelmesini ansızın bir zaman aralığında
Ardından saklanır göz değmemiş bir köşe başında
Bulunmak değil mi ki isteğimiz en güzel yanımızla.

Kimsenin aklında tutamadığı bir sefer var
Var ile yokluğu hemdem edenin tercihli yolunda
Yolunda gitmeyenler için mesafeler kapılara dayanır
Dayanır sınırlara insan olmayanlardan kaçan insanlar
İnsanlar; topraktan nasipsiz ve nasibi derdi olan insanlar

İnsan bir gökyüzü taşır başında
ben ise saklarım gök diye
seni
Hayallerimin başlangıcında
yine seni...


Yasin Onat


20 Mart 2018 Salı

Bir uyanış hikayesi: Sierra Leone


Çoğunluğu gençlerden oluşan bu mecliste İbrahim ile tanışıyoruz. Müslümanken arkadaşlarının çabaları neticesinde Hristiyan oluyor. Bir süre sonra rüyasında tekraren gördüğü kelime-i şehadeti telkin eden sesin etkisiyle yeniden Müslüman oluyor. Ülkede Hristiyan iken Müslüman olan gençlerden bazılarının aileleri tarafından reddedildiğini öğreniyoruz. Partner kuruluş Why İslam’ın Başkanı Musa Bangura evlerinden atılan ve evlatlıktan reddedilen bu insanlara sahip çıkmış. Türkiye’den hayırsever insanların destekleri ile onlara bir ev kiralanmış. Kaldıkları odaların duvarlarındaki aile fotoğrafları dikkatimizi çekiyor.


Sierra Leone, özgür insanlar ülkesi. 7 milyon insanın yaşadığı, Afrika’nın batısında atlas okyanusunun kıyısında yer alan bu ülkeye yeni iyilik tohumları ekmek üzere yola koyuluyoruz. THY’nin Sierra Leone’ye ilk uçak seferi ile 10 saatlik yolculuğun ardından ülkeye varıyoruz.

1791 yılında özgür bırakılmış Afrikalı köleler tarafından kurulmuş olan Sierra Leone, yıllarca İngiliz sömürgeciliğine maruz kaldıktan sonra 1961'de bağımsızlığını kazanmış. Elmas madeni ve diğer yer altı zenginlikleri olduğu gibi tropikal mevsimin yaşanması sebebiyle doğal güzellikleri olan bir ülke. Buna rağmen varlık içinde yokluğu yaşayan Sierra Leone, Afrika’nın en fakir ülkeleri arasında yerini alıyor.
Ziyaretin ilk gününde başkent Free Town'da yetimlerin de eğitim gördüğü İHH’nın desteklemiş olduğu okulu ziyaret ediyoruz. 2000’e yakın öğrencinin bulunduğu bu okulda idareci ve öğretmenlerle bir araya gelerek eğitim faaliyetleri ve ihtiyaçlar hakkında bilgi alıyoruz.
Musa Bangura, partner kuruluş Why İslam‘ın başkanı. Koyu bir papaz rahip iken bir ay boyunca gördüğü rüya sonrası hidayete eriyor ve İslam’ı seçiyor. Buradaki diğer rahip ve Hristiyan halkın Müslüman olmasına vesile oluyor. 20 bini aşkın insanın İslam’ı seçmesindeki emek, gayret ve zorluklarla mücadele anlatılması pek kolay bir şey olmasa gerek. Ülkede Müslümanlar ve Hristiyanlar Dibating ismini verdikleri törenlerde bir araya geliyor ve karşılıklı olarak 20 dakikalık münazara süresinden sonra birbirlerine beş soru soruyorlar. Bu törenlerde iki hakem heyeti de hazır bulunuyor. Sorular ve sorulara verilen cevaplar puanlanıyor. Bu meclislerin akabinde birçok kişi İslam’ı seçiyor. Sierra Leone ekibimiz ile birlikte yeni Müslüman olmuş kardeşlerimizin ihtida törenine katılıyoruz.  Onların heyecanına ve mutluluklarına yakından şahit oluyoruz.
Ülkenin her yerinde gayretli insanlar görüyoruz fakat uzun yıllar süren sömürü, eğitim ve teknik imkan yokluğu… Anladığımız kadarıyla gayret bazı eksikleri kapatmada yeterli olamıyor.
Ülkede bulunduğumuz tarih aralığında yaklaşan başkanlık seçimlerinin renkli hazırlıklarına da şahit oluyoruz. Trafiğin sıkışıklığı, yüksek tonda propaganda müzikleri, yol kenarı reklam tabelalarının art arda sıralandığı bir zaman dilimi... Her eşyanın değerlendirildiği bir ülke burası. Yol yapım aşamalarında yer altından çıkan taşlardan, kırılmış fayans parçalarına, eskimiş araba lastiklerinden yırtık brandalara kadar birçok şey değerlendiriliyor.  Halkın yaklaşık yüzde 70’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor.



Sizin duanız bizim gayretimiz

Ülkedeki ikinci günümüzde ekibimiz ile birlikte Makeni şehrinin Majabama köyünde yapımı tamamlanan Osmangazi Bursa Cami’nin ve bir de su kuyusunun açılışını gerçekleştiriyoruz. Hayırsever bağışçılarımızın yaptırmış olduğu bu caminin bölge halkı için önemi oldukça büyük zira bu cami yapılmadan önce aynı yerde derme çatma ve çamur ve kurumuş ağaç dallarından yapılmış olan eski bir cami bulunuyormuş. Köy halkı ve civar köylerden gelen insanların ibadet ettiği bu caminin karşısında Afrika şartlarına göre modern yapısıyla bir kilise inşa edilmiş. Kiliseyle birlikte köyün girişinde yine misyonerlerin bir okulu bulunuyor. Türkiye’den gelen iyilik elçilerinin yolu bir gün bu köyden geçiyor. Köy halkıyla yapılan istişare sonucu el birliği ile bu caminin yeniden daha sağlam ve daha kullanışlı yapılması için karar alınıyor ve kısa bir süre sonra caminin yapılmasına başlanıyor.

Camiler burada sosyal hayatın tam merkezinde bulunuyor diyebiliriz. Eğitim, istişare, nikah merasimleri, cenaze ve kabilelerin bir araya geldiği bir merkez konumunda. Afrika’da sembollerin çok büyük bir önemi var. Semboller, halkın yönlendirilmesinden tutun sosyal hayatlarındaki birçok alana nüfuz edebiliyor. Bir yarışın içerisindeler gibi fakat insanların bu yarışın sonuçlarını çok düşünmediklerini fark etmek çok güç değil.

Hidayetle gelen zorluklar

Yeni Müslüman olmuş 55 kişinin ihtida törenine katılmak için yeniden yola koyuluyoruz. Port Loko şehrindeki bir mescitte toplanan kardeşlerimizin yanına varıyoruz. İslam’ın yüceliğini ve kalplerdeki inkişafını buradaki kardeşlerimizin yüzlerinden okumak büyük bir sevinç katıyor bizlere. Çoğunluğu gençlerden oluşan bu mecliste İbrahim ile tanışıyoruz. Müslümanken okuduğu okuldaki Hristiyan arkadaşlarının çabaları neticesinde Hristiyan oluyor. Bir süre sonra rüyasında tekraren gördüğü kelime-i şehadeti telkin eden sesin etkisiyle yeniden Müslüman oluyor. Ülkede Hristiyan iken Müslüman olan gençlerden bazılarının aileleri tarafından reddedildiğini öğƒreniyoruz. Partner kuruluş Why İslam’ın Başkanı Musa Bangura evlerinden atılan ve evlatlıktan reddedilen bu insanlara sahip çıkmış. Türkiye’den hayırsever insanların destekleri ile onlara bir ev kiralanmış. Kaldıkları odaların duvarlarında ailelerinin fotoğraflar dikkatimizi çekiyor.


Geleceğe umutla bakmak

Sierra Leone’nin en büyük eksiği eğitim çalışmalarının yetersizliği. Bu eksikliğin giderilmesi noktasında yıllardır çalışan ve çeşitli projeler hayata geçiren İHH İnsani Yardım Vakfı olarak, Waterlow bölgesinde yapımı tamamlanan ilk ve ortaokulumuzu ziyaret ediyoruz. 600 kişi kapasiteli okulumuzda şuan 136 kız çocuğu eğitim görüyor.  Yetimhanemizin de açılması ile birlikte burada tarımsal faaliyetlerin de yürütüleceği bir kompleks hayata geçecek ve çocuklarımız ülke şartlarına göre tarım arazilerinin değerlendirilmesi noktasında donanımlı hale gelecekler.

"Bir değirmendir bu dünya." der Cahit Zarifoğlu. O değirmende sağlam fikirlerin ve parlak zihinlerin öğütülmesi düşünülemez.



Ekibimizle birlikte gününün ilerleyen saatlerinde Başkent Free Town’a yakın bir bölgede bağışçımız Mehmet Özer’in yaptırmış olduğu Yatılı Kız Kuran okulunu ziyaret ediyoruz.  150 kişi kapasiteli bu okulda Türkiye’de okuyan ve mezuniyet sonrası ülkelerine dönen kız öğrencilerin hoca olarak burada görev almaları ile dini ilimler noktasında önemli bir faaliyet yürütülmekte. Açılış duası ile adak kurbanı kesiminin ardından yeni rotamıza doğru yol alıyoruz.

Elektrik ve su imkânının kısıtlı olduğu başka bir bölgede yeni bir okulun temel atma törenine katılıyoruz.  İlerleyen yıllarda yetimhane ve meslek lisesi olarak planlanan ve bölge halkı için büyük bir öneme sahip Hace Fatma Hafız Mustafa Okulu ile çocuklar eğitimlerine daha güzel bir ortamda devam edecekler…


Yasin Onat
Mart 2018 Sierra Leone

19 Şubat 2018 Pazartesi

Kış İstasyonu


Günler arası istasyonlar vardı beklemek bilmeyen
bekleyince iyileşen yaralarımızdan
kabuk bağlamamış olanların sızısı taşıdı bizi şimdiye
kış gelirdi, korumak için hayallerimizi 
paslanmaya yakın demirlere vurulan boyalar gibi
bekleyince biriken korkularımız vardı görülmeyen
ancak yaşamanın iyi geldiği 

İstasyonlar vardı her biri geçmişle özdeş
babaların bakışlarındaki saklı yolculuğu kaydederken 
çocukluk hatıralarının heyecanı taşıdı bizi şimdiye
kış gelirdi, korumak için hayallerimizi
beyaz örtünün altında fezaya bırakılan beyaz umutlar gibi
bekleyince biriken sözlerimiz vardı fark edilmeyen
ancak yaşamanın iyi geldiği
ve üşütmeyen... 


Yasin Onat

İtibar Dergisi 77. Sayı

8 Şubat 2018 Perşembe

Ağaç ve Meyveleri: Tanıtım ve Reklam

Her nesne ve özne bir yapıyla bağ kurar. Bu bağ önce isimle anlam kazanır sonra tanımakla şekillenir ve anlaşılır. Ağaç ve Meyvelerinden kasıt nesne ve öznenin bağlamını, özne ile de onu hayatın değerli bir parçası olma yolundaki kullanımını söz konusu etmektedir. Ağacın doğadaki karşılığı meyve/fayda vermesi olduğu kadar, canlıların özelde de insanın faydalanması üzerine kuruludur. Ağaç tek başına bir tanımlama, meyve veren ağaç ise artık bir paylaşımın bağlamıdır. 

Meyvesiz ağaç pek mevzu bahis edilmez ama ağaç kadim bir geçmişi temsil eder ve gelecek için önemli bir konuyu ihtiva eder: Köklü bir yaşam... 



Bir tanıtımda ön kabul, taslağı yani genelin detaysız bir resmini toplumun tüm yapılarına uyumlu olabilecek tarzda net ve anlaşılır şekilde ulaştırabilmektir.
Reklam ise bilgi ve verilerin ışığında pazarlamak/yaygınlaştırmak ve çekici hale getirmektir. Diğer bir yönüyle de ürün, hizmet veya fikri yaygınlaştırmak ve oluşan arzın talebiyle yakından ilgilenmektir.

Tanı, tanım, tanıtmak.. Günümüz dünyasının sunum ve reklama dair kullandığı ve fakat hiç özen ve önem göstermediği kelime ve kavramlar. Her şeyin pazarlandığı bir çağda anlamlı olan parçaların bir araya getirilmemesi de hiç şaşırtıcı olmasa gerek. Duyguların ve hazların nesnelere enjekte edildiği, ambalajlandığı, insanın hatırlamaları ile değil unuttuklarının üzerinden yeni bir kural kuruluyor hem de tehlikeli bir kural...

İnsanın sevdiği şeylerin çokluğu tüketilen şeyler oldukça, değerlerin korunmasından pek bahsedilemez.

Arz/tanıtım,  talep/reklam ilişkisi tam da burada devreye giriyor. Arzın önemsenmediği, daha çok satmanın ve etki altına almanın kurgulandığı bir zamanda talebin ortaya koyduğu şey maalesef yapay ve insanlığımızı unutturan bir çok şeyle karşımıza gelmekte. Kalite kavramı veya dayanıklı olma özellikleri bir ürün veya hizmetin değeriyle değil ondan alınan haz veya tutkuyla yan yana gelmeye başladı. Oysa Ağaç insana temiz bir hava, meyve, barınak imkanı, yakacak, yazmak için kağıt, dinlenmek için bir gölge, toprak için sağlam bir tutacak ve uhrevi bir dayanak düşüncesini sağlar. Ağacın meyvelerini ve doğal olarak kendisini haz ve tutku ile pazarlamanın adı reklam olmamalı. Ağacı reklama kurban edersek meyvelerin ne önemi olabilir ki?

Var olmayan gereksinimlerin arza evrilmesi sonucu oluşan talep ve bağımlılık, ağacı bir araca meyveyi de amaca dönüştürmektedir günümüz reklamlarında. Meyveye ulaşmak için meyvenin tadının "her şey" olduğunu pazarlamak ne kadar yapay bir şey ise, ihtiyaçların değiştiğini düşünerek yapılan her hazırlık da o kadar sahte duruyor diyebiliriz.

Karşılığını alabildiğimiz hizmet, güvenle tüketilebilen ürünler ve tavsiye edilebilir fikirlerden yoksunuz günümüz dünyasında.

Meraklarımızın gereği olan tanıma isteği ile içeriğini arka planını çok bilmediğimiz veya düşünemediğimiz bir çok şeyin/ürünün reklamına maruz kalıyoruz. Her şeyin pazarlanabildiğine veya satın alınabilirliğine bağımlılık kazanmış gibi aslında kandırılıyoruz. Çünkü her şey içe içe ve kendine mahsus olmaktan çıkmak üzere. Doğruluğun esası uygulanmadıkça gerçek olmayanlarla karşılaşmamız pek muhtemel. Gerçek olanlarla ilgilenmedikçe doğrunun ve yanlışın kıyaslamasını da yapamayız zaten. Başı sonu görülmeyen bir paylaşım(tüketim) çağındayız. Üretmenin değerini sadece sunmak fikri üzerinden kurgulamadığımız müddetçe gerçekliğe olan yakınlığımız da o kadar artacaktır.  Yaşam alanlarımızın, düşünce ve eylemlerimizin salahiyeti için daha dikkatli olmak adına seçici olmayı aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.

Değerlerin bir kenara bırakılmasıyla, davranışlarımızın karşılıklarını düşünmekten geri durursak eğer varlığımızı insani olarak idame ettirme  düşüncesi yeterince zor olacaktır...


Yasin Onat

Cins Dergisi 29. Sayı

23 Ocak 2018 Salı

Kışa Uyanmak

Sen bu havalara uyarsın, iyiden iyiye hızlanır kar
Sıcacık bir odanın diplerinde kaç kitap varsa toplarsın
Bir demliğin fokurdayan sesi, bir kaşık iki şeker kar
İlk sigara değmiş gibi dudağa buğulanır cam.

Ah sessiz harfler saçlarında..alıp başını dalıp gidersin
Cama Ruhun hallerini çizer parmakların
Umudun mavi yüzü taşınır vapurlarda seyredersin
Sen bu havalara hava katarsın
Ben düşenleri toplarım bir güzel.

Şimdi ben bu havalara uyuyorum iyiden iyiye
Tam sahrayı ceditte trafik sıkışıyor
İki araba arası yolculuğa çıkıyor gözlerim
Sessiz harfler kar'a dönüşüyor üşüyor gözlerim
Ellerinse gözlerindeki kirpikler kadar ince...

Yasin Onat

28 Aralık 2017 Perşembe

Kudüs’e Şahit Olmak


Sen hep özgürdün kardeşim Cüneydi
Kudüs’ün şerefi için göğe çevrildi başın
Gözlerini kapatsalar ne değişir 
Kudüs’ün özgürlüğünü gördükçe
Esamesi yoktu üstelik seni çevreleyen çakalların
Hiçbir zaman da okunmayacak onların adları tarihte

Sen hep özgürdün kardeşim Cüneydi
Tamimi’nin gözlerindeki asil bakışta olduğu gibi
Ahirete kadar başın dik, duruşun heybetli kalacak
Kudüs davası gönüllerde hiç pas tutmayacak
Çünkü: Kudüs özgür, Kudüs dava, Kudüs İman!


27 Aralık 2017

Yasin Onat



18 Ocak 2017 Çarşamba

Çocuksun ve Anahtarısın Açmak İstediğin Her Kapının

                                          yusuf, taha ve meryem'e...


Yetişemez sana başka bir insanoğlu senden başka
sen çocuksun ve zaman senden daha çocuk
bir deli tay gibi geçiyor gözleri önünde insanların

Tek bir kitaba sığmaz hikayen senin kalemin yazdıkça
sen çocuksun ve zaman senden daha çocuk
bir kış bahara doğru çekiyor tüm annelerin ellerini

Mertebesi yetmez hiç bir rütbenin senin zarifliğine
sen çocuksun ve zaman senden daha çocuk
bir baharı yeniden bir bahara çağırır senin gözlerinle

Yasin Onat

26 Ekim 2016 Çarşamba

Herkes Hiç Kimsenin Sorusudur

Herkes unutur önemli olan hatırladıklarına sahip çıkmaktır.

(Y.O)

17 Ekim 2016 Pazartesi

Kendini bilen adamın rüyalarından öncesi


bir gün bir adam uykuyu uzaklaştırdı etrafından
gözleri Halep'e düşen bombaların tozlarından kalma
silindikçe çoğalıyor dünyanın puslu yalanları
yaşamak sancısını çocuklar çekiyor
acılar ise büyüklerin boynunda
taşırken fark etmediği bir yük gibi
oyunlar oyunlar büyük oyunlar..
çocuklar artık unuttu
olmayan sokaklarda nasıl oynanır
ölümdü artık onların oyun diye bildiği

çıkış kapısı kalmadı geçmişin
bir geriye düşman bir de iyiliğe
sözü olmayan kanıksamış
bolca boyalı geleceğine
rüyalar biçilmiş bir kaftan

bir gün bir adam bir kapı açtı doğudan
akşamdı bir yönüyle bir yönüyle aydınlık bir gece
ardından gelecekleri düşünmedi ne olabilir diye
her insan bir niyet taşır diğerine matuf olsa da
ne taşırsa onu döküyor yeri gelince
bir kapıdan diğerine
bir oyundan yenisine
bir kurgudan gerçeğe
bir zamandan şimdiye
bir ölümden kendine.


Yasin Onat

2 Eylül 2016 Cuma

Kendini bilen adamın rüyaları


bir gün bir adam uyandı yatağından
odaları elleriydi adamın ve uzandığı her boşluk
dokunduğu yüzüydü güne açılan kapılarda
sabah uyanınca
yürüdüğü sokaklar çağırdı onu
taş kaldırımlarda yankılanan kundura sesleri
okula giden çocukların uykulu sesleri
bir de uykulardan uyanan elleri.

sokaklar tanıdı adamın ellerini
ve eskimeyen çehresini
yürüdü mekanların önlerinden fark etmeden
bilmedi insanlar ve görmediler ellerini
kimse seslenmedi o geçerken yanındakine
adam bir kez daha uyandı uykusundan
büsbütün bedeni ruhundan ayrılmışcasına
oturdu bir duvar kenarında
çay söylemek istedi kuytudaki çaycıdan
ama o ve elleri yoktu sanki başkalarına
üzmedi kendini adam hayıflanmadı
kendini bildi ve devam etti yaşamaya
yaşamak, belirli vakitlerden söz edercesine

ve bugün bir adam uyandı uykusundan
yatışı olmayan bir odanın rüyalarından
ayakları taşıdı onu sokaklara
elleri ise anlattı onu insanlara yeniden
dinlemek güzeldi anlamak güzel olunca
o geçerken aynı yerden selam verdi çaycı
ister misin şu taze çaydan
bildi çaycı bugün bir başka
o ve elleri usanmadı bugün uyanmaya
kendini bildi ve devam etti hissetmeye
yaşamak, belirli vakitlerden ödünç alırcasına


Yasin Onat

14 Temmuz 2016 Perşembe

Tabiri olmayan

Burası dünya evet
yeryüzü kendine çeker insanı
gökyüzü ise çağırır ruhları sonsuza...

Y.O