Sosyal

Paylaş

8 Mart 2008 Cumartesi

Son pişmanlık ya da pişmanlıklara son

İrade zayıflığıdır pişmanlık. Gün gelir bu pişmanlıklar zinciri, bir dağ gibi yığılır olur olmaz yerlerde kişinin önüne. Ahh demeye bile fırsat bulamaz insan. Ve ömür kısadır, pişmanlıklarla yaşayamayacak kadar hem de...
Yaşayan tüm canlılar için çok kısa bir zaman bölümüdür ömür denen şey. Kelebeğin bir günlük ömrü ne kadar kısaysa insanın ömrü de aslında o kadar kısadır. Kısa? Neye göre kısa ya neden kısa? Bu ömrün bir mazmunudur/sırrıdır. Tıkanıp kalmak ne zor!.. Pişman olunan şey de insan için bir sıkıntı, bir sırdır. Onu pek açamayız çevremize. Yenilgiye uğrayan, yenildiğini kimse görmesin ister. Aslında haklıdır da; kim ister ki yenildiğini görmek?...
Pişmanlıklar, insanların hayattaki gayelerini iyi tespit edememelerindendir. İrade zayıflığı da buna bağlı olarak ortaya çıkar. Kişilerin hayattaki bazı gayeleri kaypaktır. Çok sağlam ve arkasına düşülecek hedefler de vardır ancak, hayalperestliğin içinde kaybolmayı göze alabilecek türden insanlar da var ne yazık ki. Hedeflerine ulaşmak için pişman olmayı göze alabiliyorsa kişi onun sonuçlarına da katlanacaktır doğal olarak. Yok pişmanlık aklının ucundan dahi geçmiyorsa hiç beklemediği pişmanlıklar, hayatında engeller oluşturacak ve peş peşe gelecektir.
Hataların ve pişmanlıkların bir telafisi varsa eğer, ki vardır o da yapmış olduğumuz hataların ve pişmanlıkların hemen akabinde bir daha onları tekrarlamamaktır. Böylelikle pişmanlık ortadan kalkar. Ama ömür boyu devamlı biriken pişmanlıklar bir gün gelir pişmanlıklar zinciri oluverir ve içinden çıkılmaz hâl alırlar. Bir şarkı vardır: Son pişmanlık neye yarar – Her şeyin bedeli var... diye devam eder. Bedel ödemek zordur. Bu bedellerden misal olarak şunu verebilirim: dostlarına karşı soğuk davranan onları sebepsiz yere kıran ve gençliğini dostsuz geçiren geçimsiz olan bir kimse biraz biraz yaşı ilerledikçe azap duyar. Bu azap pişmanlıktır işte. Bedeli: Yanlızlıktır...
Her şeyin bir bedeli var ve bundan kaçış yoksa, her saniyemizi pişman olmama adına planlamalı değil miyiz? Ne birinin kalbini kırmalıyız ne de kalbimizin kırılmasına izin vermeliyiz. Hayatın ince ince, tel tel dokunmuş kiliminde eksik bir şey varsa o eksikliği biz tamamlamalıyız. Asla ve asla eksik olmamalıyız. Bir düşünür söyle der: Hayatta huzurlu yaşamanın iki yolu vardır. Biricisi incinmemek, ikincisi ise asla incitmemektir. Bu ince çizgide ister felsefî yaşamın isterse de rutin bir yaşayışı olan insanların yapması gerekendir bunlar. Kırmamak belki elimizde olsa da ve bunu rahatlıkla başarabiliyorsak; bunun tam aksine kırılmamak/ incinmemek elimizde değildir. Biz elimizde olanı gerçekleştirelim; elimizde olmayandan ötürü üzülmeyelim.
Velhasıl-ı kelam faydasız, ilmi olmayan her şeyden ve kendimiz olmamaktan kaçınmalıyız. Eğer kaçınmaz isek pişmanlık bir gün kapımıza dayanır. Tıpkı ölümün kapımızı çalması gibi.

Hiç yorum yok: