Sosyal

Paylaş

8 Mart 2008 Cumartesi

Işık Huzmeleri

"Bir senin yokluğuna alışamadım
Bir de çayı iki şekerli içmeye..."
M.D.

Hep çiziyorum üzerini giriş cümlelerinin. Geride kalıyor çünkü her başlangıç. Aniden ortasından başlıyorum, ayakları yere basmaya yeni başlamış kimliğime...

Her defasında anî göz açışlarla özlüyorum.. Daha ilk saniyelerinde zamanın, ağlamaya ihtiyaç duyduğumu fısıldıyor yeni doğan bebekler.

Buna mecburum! biliyorum gülmek daha az yer etmeli insanda. Ağlamak, bakışlara takılan fiyakalı bir tebessüm olmalı..

Kendine meçhul ve acizim. Bu halime "NEDEN" sorusunu soran çok kişi farkında değil kendinden. Ve sordukları soru, başlı başına ele veriyor cevabın açılımında kendilerinden bir şeyler görecekleri hususunda. Ölümün ağız tadını bozan tuzu; efkarımdan pay biçtiğim çayımı hep üç şekerli içmeye zorluyor beni.

Sonuç: Nafile.. Çaylar hâlâ gam ve keder tadında...

Ey kaldırım taşlarını adımlarıyla süsleyen güzel insan!

Bir bilsen ışık huzmeleri, senden beni çekiyor yolarına.

Zerreler şahittir inan.. İnan özlemeyi de özlüyorum: güneşin doğuşunda ve batışında ve her ikisi arasındaki meçhulde. Annemin dizlerinde uyumayı özlediğim gibi...

İşte burada üşüyor harfler. Ne onları ısıtabilirim şimdi, ne de daha fazla yorulabilirim kendi meçhulüne giden bu yolda.

Söz bitti, sukût her şeyi anlatıyor....

Hiç yorum yok: