Kışı Beklerken


Kış gelince üşüyen ellerin, yanakların, burunların, kar tanelerine bakarken hafifçe kısılan gözlerin hissettirdiği şeyleri düşündüm yine yeniden. Aylardan Ocak, kapıda kış ve bazı şeyler bekliyor hepimizi.

Kış bilgisi, çocukluktan kalma alışkanlıklarla bize bir öğretmen gibi telkin ettiği sesleri kaydederek el becerilerimizin de yardımıyla hislerimize dahil olmasıdır. Sadece sesler de değil elbet beyazı örneklediğimiz birçok şey ile görselleşir zihnimiz kışa dair. Kış, aslında öğretmek ve öğrenmekten öte bir hal taşır bizlere geçmişten ve gelecek olanlardan.

Kış deyince, sokaklarda oynayan çocuklar, karlarda koşuşan atlar, ayakları üşüyen insanlar, evlerde pişen çorbalar, uzun yola çıkmış yolcular, kısa da olsa mesafesi çıkılması ertelemiş yolculuklar, tenha köşelerde ısınmaya çalışan sokak erbabı yalnızlar ve çocukların bile kıskanacağı neşeyle kartopu oynayan büyükler geliyor bugünlerde aklıma. İnsanın geride bırakamadığı ne varsa kış ile çıkıyor gün yüzüne o duygular.

Kış gelince pencerelerden dışarıya daha çok bakar oluyoruz gayri ihtiyari; çatıların ve kaldırımların üzerinde beyaz bir örtü görmek hoşumuza gidiyor olsa gerek. Eşya'nın değeri onu saklayan ve örten bir şeyin olmasıyla daha da artıyor sanki. Kar ayak izlerimizi gösterirken aslında bizim iz bırakan bir varlık olduğumuzu hatırlatmıyor mu bilinçaltımıza?



Kışın çoğu şey daha değerli geliyor insanın gözüne, mekan ve zaman algısının kaybolduğu anlarda ruhun mevsimleri devreye giriyor. Çocukluğumuzun kışları hele ki Anadolu'nun ayazı bol olan şehirlerinde ve kasabalarında büyüyenlerimiz daha iyi bilir, kış başlamadan hazırlıklar tamamlanır ve ailecek başka bir zamanı bekler gibi misafir edilir evlerin mütevazı odalarında. Sobanın içinde yanan odunun sesi tepesinden tüterek gelen ışığı ve o ışığın ışıklar sönünce odanın tavanına yansıttığı şekiller…
Gel gelelim İstanbul için kış, beklenmedik kapılardan gelen haberler gibi ansızın çalar kapıyı. İstanbul'un kışlarına çeyrek asırdır şahidim, her taşınma gibi fiziki şartların hesap edilemediği zamanlar nasıl zorlamaktaysa insanı, İstanbul’un kışına alışamamak da öyledir sanırım. Elbet bu da geçer ve bir iz bırakır beklediklerimizin taşınmaya müsait hayallerine...

Martılar ne zaman sahil kıyılarda toplanır, iskeleye yanaşan vapurların üzerinde daireler çizerek uçmaya başlarlarsa o zaman kar çok yaklaşmıştır İstanbul'a. 


Ne zaman köşe başlarında ve pazarlarda kestane satılmaya başlandıysa yaklaşmaktadır kış İstanbul'a.

Ne zaman evlerin pencerelerinden dışarıyı seyreden düşünceli ve hissi bakışlara şahitliğimiz artmışsa yakınlaşmıştır kış İstanbul'a.

Haberlerde kayıp düşen insanlar, sobalı evlerden çıkan dumanlar ve okulların tatil edilmesini merakla bekleyen öğrenciler konuşuluyorsa gelmiştir kış İstanbul'a.

Ne zaman üşüyen insanları düşünmeye ve onlar için dertlenmeye başladıysak geçmek üzeredir o zaman kış işte İstanbul'dan başka diyarlara...

Kışı beklerken, kendimizde var olduğunu bildiğimiz iyilik tohumlarını başka yerlerde de aramanın düşüncesi oldukça, götürecek bizi mevsimler üşümenin bile güzel anıldığı zamanlara...




Yasin Onat

Yorumlar

Popüler Yayınlar