Doğru Yerde Durmak

Akşama az bir vakit var. Günlerin birbirine benzediği zamanlar... Her anı, her yeni fark ediş ve gönle işleyen her duygu ile birbirine benzeyen bu günlerin yenilenerek hayat bulması demek. 

İşten eve dönerken caddedeki seslerden uzaklaşmak için cam kenarında iç sesime yöneldim. Otobüs, yolcuların ulaşmak istediği rotada ağır aksak ilerliyordu. Durakların birinde trafik sebebiyle uzun biri süre durmak zorunda kaldı. O an yıkılmış bir binanın ardında yapraklarını henüz dökmüş bir ağaç göründü gözlerime. İki bina arasında çatı katını aşan bir ağaç. Molozlar ve çerçöp arasında kimsenin umursamadığı, doğal ve esenlik veren bir ağaç. İnsanların zamanla garip bir yarışa girdiği şehirlerin olmayan bahçeleri... 

Sınırlar, ortak noktalar,  sessizce anlaşılabilen bir iletişim… Peki tecessüm bunun neresinde?

İnsan, hızla akıp giden günlerin ve ayların hesabını tutamaz hale geldi. Ne kendini duyuyor ne de görebiliyor akisleri olmayan ve fakat çokça maruz kaldığımız yalancı görüntüler arasında. İnsanın yolculuğunda; varlığın-yokluğun ve mümkünlerin içerisinden kendini bilmesinden gayrı nihai bir meselesi olmasa gerek. Fakat yaşadığımız bu ‘modern’ çağın içerisinde insanın kendine yabancılaşması; bırakalım kendini bilmesini henüz bulamamasıyla, binlerce düğümün arasından sırası belli olmayan yeni bir düğüm ile devam ediyor.

Gözle görünenin dahi sahteleştirildiği, yapay olanın hakiki olanla yarıştırılmaya çalışıldığı bu zaman; insanın kendini bulamaması için insana düşman olanlar tarafından "dizayn" edilmiş alternatifler çağı! Doğrular yanlışlarla hep bir aradadır ve tercih ederek ulaşır insan kendine. O halde insana bu yolculukta yardımcı olanın ne olduğunu yine en iyi kendi bilir. 

Eşyaların ve tabiatın üzerine soluklanırcasına konuveren kuşlar gibi ahdedip eyleyemiyor ve gidişlerin rotasını gönlümüzce yavaşlayıp da belirleyemiyoruz. Bu durum hilkatin sırlarından bir sır, kusurlu olanın kusurlarından bir cüz hükmünde. Sınav sonuçları yanlış çıkanın üzülmesi kadar neden yanlış olduğunu öğrenme gayretinde olanların ise sevindiği bir imtihan fırsatı...

Doğru yerde durmak…

Otobüs camının ardından şehrin hengamesinin bir lahza da olsa belirsizleştiği bir an… Baktığım o pencere genişledikçe genişledi ve temas ettiğim eşya ve nesneler, yol ve yoldakiler birer seyirci gibi izlemeye durdu sanki ahvalimi. Doğru yerde durmak, harekete geçmenin de ilk adımı olsa gerek. Doğru yerde durmak kadar doğru yerde bulunmak da bir o kadar mühim. 

Ne kadar rahat ve kendiliğinden konuşuyor veya yapıyoruz!  Neredeyse hiç düşünmeden, planlamadan, ardını düşünmeden akıp düşüyor dilimizden kelimeler. Kelimeler düşüncelerin yardımıyla kavramlara dönüşür, kavramlar davranışlara davranışlar da hallere. Kavramlarımız inanç, değer ve tutumlarımıza ışık olmuyorsa bulunduğumuz yeri de bulamayız zannımca.  

Doğru yerde durduğunu düşünse de insan, onu orada bekleyen nasibi henüz gelmemişse eğer ona vasıl olamaz. Doğru yer; insanın nasibidir zaman ise nasibe ulaştıran bir binek. Olan ile olacak olanı önceden bilemeyen insan, hemen olsun ister. Beklentilerini, arzu ettiklerini, tasavvur ettiklerini ve nice niyetlerini. 

Doğru olanı fark etmek...

Şehir hayatında herkesin sıklıkla baktığı ve görmek istediği hali gösteren nice aynalar var! Karanlık ve bir o kadar da renkli aynalar. Sahte olması önemsenmeyen, yalancı olup olmamasına dikkat edilmeyen. Kandırılmaya müsait saf zihinlere gaddarca kanca atan yanlışın kale görünümlü piyonları. 

Yol yanlışsa doğru yere varılmaz. Doğru sonucun çıkması için doğru yolun seçilmesi, doğru metotların kullanılması, tahminlerin yerine çabanın kavileşmesi ve en nihayetinde aklın tek başına karar vermesinin yanıltıcı olabileceği gerçeğini unutmadan. Zira vicdan, karar vermede en hassas ve çelişkisiz idrak noktasıdır.

Sözlerimize, kelimelerimize çok dikkat etmeliyiz. Kavramlarımız bizimle beraber durduğumuz yeri de tanımlamalı. Üstelik davranışların bir ruhu var, görünmez bir hale gibi bizi çevreleyen. O ruhtan haberdar olmak fark edişlerin en güzeli olmalı değil midir?..

Kalbin aynasını parlatanlara selam olsun. 


Yasin Onat

11 Mart 2026 Çarşamba

Fatih - İstanbul




Yorumlar

Popüler Yayınlar