Sosyal

Paylaş

10 Eylül 2010 Cuma

Ruhun Mevsimleri

"Ruhun mevsimleri" dedi vapurdaki adam, 42 yaşının verdiği durulukla. Kazanmanın kaybetmekten daha basit olduğu, sevinçlerin mutluluk getirmediği zamanlarda, ailenin, yani özelde anne ve babanın nasıl bir yere tekabül ettiğini anlıyor insan.
"Babamı bir kaç yıl önce kaybettim. Gençliğimde babamla hep kavga ederdim. Şu dava, bu dava, şu okul, bu iş ve arkadaşlar... Hep ihmal ettim babamı ve onunla konuşmayı." diye devam etti adam. Biraz sonra başını deniz tarafından güverte tarafına düz bir açıyla çevirerek; "Çocukluk dönemi, insanın çevresini, sesleri, görüntüleri kısaca dünyayı algılamasıdır. Gençlik, kavga, gürültü, mücadele, fevrilik ve hatalarla doludur. 40 yaşını geçtin mi artık bir ayağın çukurda hissedersin kendini. Aslına bakarsan öyle değildir, ama öyle hissedersin. Ölüm hep zihnindedir. Bir çok şeye duygularını yansıtamazsın. Yarım kalmışlığını düşünürsün bir çok anın. Sevdiklerin daha bir önem kazanır gözünde. Çocuklara daha bir şefkatli davranırsın. Babana benzediğini anlarsın gitgide...

Ruhun mevsimleri böyledir işte. Bir zaman üşümenin ne olduğunu, başka bir zaman sıcaklığın serinliğe geçişini hissedersin. Sonbaharda bekletirsin bahar için azık diye bildiklerini. Mevsimler her yıl nasıl deveran ederse insanlar için de zaman öyle deveran eder, ta ki mevsimler yerini sonsuzluğa bırakana kadar.

Hiç yorum yok: