Sosyal

Paylaş

18 Eylül 2010 Cumartesi

Rastlaşmalara Dair

Dün ve bugün arasında cereyan eden hayat meşgalelerimizi; neden ve sonuca bağlarız her defasında. Bir yerden bir yere hareket edişimiz vuku bulan rastlaşmaların zeminini de hazırlıyor.

Bir söz oluyor kimi zaman bizi uyandıran ve kimi zaman da bir his.
Dün sabahtı. Hakan Albayrak, Fatih'te sokağın diğer tarafında gazete bayinden gazetesini almış gideceği yere ilk adımını atıyordu ki, göz göze geldik. Selamlaştık ve tebessüm ettik birbirimize. Tebessüm etmek sadakadır değil mi ne de olsa.
"Erkencisin" dedi bir önceki karşılaşmamıza binaen. Oysa sabah saat 8:30'du. Tekrar selamlaştık rotamıza devam etmek için. Nedense gazetesinin yanında almayı adet edindiği uludağ limonataya ilişti gözüm. Bu üçüncü rastgelişim: gazete ve yanında uludağ limonata...


Arkadaşlardan biri kitap yayımlamış. Aşk üzerine hikayeler.. Dedim kendisine hayılı olsun ve sordum:
-Nedir aşk'taki maksadın?
-Karışık bir şey hocam.
-Yazan sen isen biliyor olmalısın neye dair olduğunu.
-Hatırlamıyorum aşıktım. (kısa bir gülüşme)


Bu olaydan bir-iki saat sonra Bosna'da okuyan yirmili yaşlarında üç arkadaş geldi yanıma. Ziyaretleri sevindirdi beni. Bir kütüphane hazırlığı içindeler. Bosna'da kaldıkları yurdun kütüphanesini oluşturmayı üstlenmişler. Kitap listeleri, yayınevleri, kitaplar için raflar, kargo vs.. bir koşuşturma içindeler. İçlerinden Bilal ile bir yıl önce tanışmıştık, Bosna'ya gitmeden önceydi rastlaşmamız. Bazen tanıştığım yeni insanlarla, birden bire gelişen irtibatlı olma durumuna şaşırıyorum. Vesileler, icra edilen bir işin akabinde veya öncesinde insanı bir hamur gibi yoğurabiliyor. Daha önce hiç görmediğiniz birine, sanki yıllar önce onu görmüş ve konuşmuş gibi yaklaşabiliyorsunuz. "Seni gözüm bir yerlerden ısırıyor" cümlesi bu durumu iyi iyi anlatmasa da deyimleşmiş halidir.

Hiç yorum yok: