Sosyal

Paylaş

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Hava karardıkça çayların deminden çalma

Fatih'te dostum Erkamla oturmuş oradan buradan öteden beriden konuşuyoruz. Çıra'dayız ve çay istiyoruz. Akşam yeni olmuş. Tepemizdeki sarı lamba masamızı aydınlatıyor fakat etraf hala karanlık. Sokak aralarının akşamleyin sessiz sakin olması beklenirken bu sokağın mekanları, cafeleri uğultularla dolup taşıyor yer yer.
Ve çaylar geliyor. Erlam: "Hava karardıkça çayları açma barış!" sesini duyar duymaz irkiliyorum. Aklıma Necip Fazıl geliyor. yuh.. Nasıl yani. İmgeye bak. Duyar duymaz bu imgeyi tutuyorum.

Olayın Erkamca anlatımı: ateşli bir gündü. sıcak tepemizi iyice attırmış cümleler dengesini yitirmişti. cümlenin terazisi kaydımı yasini ararım. dengesiz cümleler süper muhabbetler doğurur çünkü. lafın kısası fatihteyiz. ihtiyar adamların oturup satranç oynadığı yerde muhabbet ediyoruz. akşam serinliği ve karanlığın çökmesiyle muhabbet seyrini ilerletiyor. sigaraları ateşleyip uzaya çıkarken barışa sesleniyorum. barış çaycı bu arada. barış ağlıyoruz duyanımız yok. çırak çayları getiriyor. sigaralarda 3. nefesler çekilmeye başlanmış. yüzüm düşüyor. fonda müsülüm gürses hangimiz sevmedik diyor. öğleden kalma sıcak beynime çıkıyor bir narayala bağırıyorum: barış hava karardıkça çayların rengini açma yemezler... yasin bir kahkaha atıyor. bunu yazacağım diyor. yazsın da bende yazayım diye alıyorum laptoppu elime olay bu.

Hiç yorum yok: