Sosyal

Paylaş

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Düş Yorgunluğu

“Gecelere rüyalarımı katıyorum, o ele alınmaz renk cümbüşü rüyalarımı.”dedi, düş yorgunu genç adam.

Bir gece vaktiydi, duyabildiği ancak sessizliğe yakın bir iç çekişti.
Kanıksamıştı üstelik, hayatında yer etmişliğini hem gündüzün hem de gecenin.

Yorgunluğu bilakis, yalnızlığından başka bir şey değildi. Düşler, mavi
değildi bir kere.
Bir insan rüyalarını geceye neden teslim etsindi ki yoksa?..

Sesi çağlar aşan bir dostunun olduğuna, engin düşlerini kendisiyle
paylaştığına seviniyordu. Biri ona gökyüzünü neden seviyorsun diye sorsa,
onun cevabı her defasında şu oluyordu:

‘Çünkü mavi gibi gökyüzü de ulaşılmaz... ‘

Azalan bir çok değerli mefhum’un yanısıra sevinilebilecek şeylerin de
azaldığının farkındaydı. Elinden gelen, dua edip, sevmenin çok büyük bir
nimet olduğuna inanmasıydı.

Sabah yatağından her kalktığında, omuzlarında yaşamanın o tılsımlı yükünü
taşıdığını, gördüğü her düşün yalnızlığını perçinlediğini acı da olsa
kabullenmişti. Aslında bu bir isyandı kabullenişten öte. Yorgun kalktığı
sabahların faturasını düşleriyle ilişkilendiriyor olması, isyanının küçük ve
zararsız bir örneğiydi.

Hatırlamanın kıyısında neleri unuttuğunu hatırladı sonra. Hayatta unutulması
gereken ve hatta gerekli olmayıp ta unutulmaya mahkum o kadar ân olay vardı ki...
Unutuyordu, belki de bir gün tekrar hatırlamak için...

Rüyalar..
Rüyalar..
Ve ânlar...

Düş yorgunu genç adam, zamanın ilerlemekte olduğunu pekâla biliyor ve
kavrıyordu ama “Zaman” da unuttukları arasındaydı.

‘Hüznü de hissedebildiğim gibi unutabilsem’ dedi. Bunun bir çelişki
olduğunu, fakat çelişkileri sımsıkı tutarak ayakta kalabildiğini sezinliyor
ve anlıyordu ki; düşler de bir çelişkidir.

Tek yönlü bir istikâmette yol olmaktansa, çatallaşmış bir yolu tercih ederdi
yolu seçmek ona kalsa. Olanlar; olamazların, sesler; suskunluğun
serzenişleriydi. Zaman olsundu ki; ‘zamansızlık’ anlaşılabilsin. Derin bir
ahh çekerek (an)lamaya dair kaygılarını serpiştirdi ay ışığının ipeksi
saçlarına.

Rüyalar..
Rüyalar..
Ve gönderilmiş mektuplar ay ışığına...

Düş yorgunu genç adam iki yamacı gür ormanlarla çevrili bir vadinin
sessizliğine vakıf olmayı o kadar çok istiyordu ki; rüyalarını terkedip
koştu siyah caddeler üzerinde.

Koştu, koştu.. uzak nedir bilmeden. Düşlediği huzur dolu vadiyi bulmak istidadıyla.
Ve koştu rüzgarın yakasına yapışana dek.

Rüzgarın yolu en nihayetinde o vadiye de uğrar diye düşündü.
Ve gözlerini yarı yorgunluk yarı teslimiyet içinde kapadı ağır ağır yürümeye yakın.

Gözlerini açtığında aradığı sessiz, huzur dolu vadiyi bulamadı.
Aradığının suretten başka bir şey olmadığını farketti. Tasvir etmeyi bıraktı
düşleri.
Artık tasvire gerek kalmamıştı.

Ruhunun tüm zerreciklerine kadar titredi, yere dizüstü kapaklandı sonra,
Bulduğu oydu..
Aradığı sessizliğin, mavi düşünün ve sürûrun sevdiğinin masumiyetinde öylece
onu beklediğini asla bilemezdi.

Ânlar..
Rüyalar..
Ve Eflatun renkli masum bakışlar...

Y.O

Hiç yorum yok: