Sosyal

Paylaş

8 Mart 2008 Cumartesi

Kişilik Aşamalarında Hiçlik, Tevazu ve Bencillik

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Taktir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud’un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar.
Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özelikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar.
Bir gün Sultanın huzurunda bir saraylının bir diğer saraylıya şöyle dediği duyulmuş: “Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Aslında her gün gidiyor; hatta izinli günlerinde bile gidip orada saatlerce kalıyor. Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim” Sultan kulaklarına inanamamış. “işin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” demiş. Böylece o da hazine dairesine gidip Ayaz’ı gözlemek istemiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içinde olanları seyretmeye hazırlanmış. Ayaz hazine dairesine bir daha ki sefer geldiğinde Sultan dışarıda beklemeye koyulmuş. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Köle Ayaz, sandığın önünde diz çökmüş, kapağı usulca kaldırmış ve içinden bir şey çıkarmış. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonrada açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! İşte köle Ayaz, saraylı giysilerini çıkarmış bu elbiseyi giymiş ve sonra aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine: “Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun? diye sormuş. “Bir Hiçtin sen. Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultanın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. İşte Ayaz, şimdi burdasın, ama asla nereden geldiğini unutma! çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. İmdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz hatırla! Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultanla yüzyüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayazın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. “Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi... kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiğini ders verdin” (Su Üstüne Yazı Yazmak, Muhyiddin Arabi)
Hiçlik, insanın kendi kendisini yok saymasının bir göstergesi. Bencillik, tam tersine insanın kendi kendini dev aynasında görmesidir. Birinde karamsarlığın izleri, diğerinde ise her şeye sahiplenmenin ve üstün özellikleri (Ben)cillikle özdeşleşmesi vardır.
Tevazu ise bu iki zıt duruşun/tavrın dengesini sağlar ve terazinin ne hiçliğin ne de bencilliğin ibresinde olduğunu kanıtlar.
Hikayede de görüleceği gibi, kimi zaman içimizde büyüttüğümüz egonun bize fayda vermediğini anlarız. Bilhassa zarar verecektir. Zaten dengeyi sağlayamamış bir zihinle, hareketle yaşanılamaz. Biteviye bir yaşantının sonucu da, monoton bir insandır.
İnsanın ayakta düşmeden, dengeli bir şekilde durmasının sebebi iki ayağının ve bu dengeyi sağlayan gövdesinin olması ise Tevazu da kişilik için bir denge unsurudur; ki Tevazu “Ben bilmem” demenin şuuruyla ögrenilecek ne varsa öğrenmektir. İnsan “Bilmem” dedikçe öğrenir, öğrendikçe de “Bilmem” der.
Kişiliğini kazanmamış kimselerin yüzlerinde her gün değişik bir maske vardır ve hep maskeli yaşarlar. Yaşadığımız (yaşamaya çalıştığımız) zaman diliminde o kadar çok maskeli insan var ki, gerçek simâlar rafa kalktı neredeyse. Ve sonuçta hak hukuk tanımayanlar türedi çil yavruları gibi.
Sırası gelmediyse maskeleri çıkarmanın
Sırası gelmediyse toprakta ve gönüllerde yeşerene su vermenin
Sırası gelmediyse onurluca yaşamanın
Ve sırası gelmedi ise kalplerdeki mührü kaldırmanın
Elbette vicdanlar ateşten geriye kalan bir kül misali savrulurlar savrulurlar savrulurlar...

Hiç yorum yok: