Sosyal

Paylaş

8 Mart 2008 Cumartesi

Frekans ötesi anlamlar

Kimi gülistan da gonca gül olur
Kimi gonca güle hâr(*) olur gider.
Merhaba! Beni anlıyor musun? Ne kadar anlayabilirsin mesela. Sadece söz konusu ben değilim. Anlam verdiğin ve veremediğin neler var? Çok mu soru soruyorum. Saçma mı diyorsun her şey..! Böyle gelmiş ve böyle gider mi demek istiyorsun olanlara, dünyaya .. Sana bir şey diyeyim mi. Her saçmalığın içinde kendi çözümü vardır. Yani antisaçmalık, yani anlamlı bir olgu bulunur elbet.
-Ne istediğimi benden başka kim hissedebilir damarlarımda: Ruhumun şefkat dolu evinde! Algılamalarımız, gölgeleri gerçek sanıyor, o gölgeleri zamanla kendimize benzetiyoruz. Algılama duyumuz aksıyor, bütünüyle acılarımız da bizi battığımız yerin/yersizliğin dip noktasından kaldıramaz oldu. Hani acı; Ruhun fiyakasıydı(bir şair öyle demişti) birlik olmak, kafdağının en tepe, en soğuk yerinde mi duruyor? Hayır! O Kafdağı bir dağ olamaz, olsa olsa anlamsızlarla büyüttüğümüz ve başarısızlıklarımızın bir hayali.( kötü bir hayal ) Frekanslar çarpıştığında ortaya gürültüden başka bir ses çıkmıyor nedense. Kaçtığımız ülkeler uzaklarda değil yanı başımızda. Ama biz uzaklarda sanıyoruz kendimizi. Hep sanrılarımız var, yinede umutluyuz. Birleşip güç olalım diyoruz, nasıl bütünleşeceğimizi bilmiyoruz.
Nedeni: (“...”) korkularımız, çıkarlarımız, zamansızlığımız. Şu üç noktanın sıralanması gibi. Üç nokta birleşirse; devam edecek son bir cümle daha bulabiliriz. Ama ayrı ayrı kalırlarsa, birliğimizi bölebilirler. R. Şükrü Apuhan birlik beraberlik hakkında şu sözü söylüyor bir kitabında: “Birleşmek Başlangıçtır; Birliği sürdürmek gelişmedir. Birlikte çalışmak Başarmaktır.”
Başarılarımızı tek bir frekansta toplarsak, gürültü-patırtı olmayacak kanısındayım. Ben böyle düşünüyorum diye de doğruları söylemiş olmuyorum! Düşüncelerim tek bir Frekanstan yayıldığı için, anlaşılabilir biri olmaya çalışıyorum. Bu yazıyı da bunun için yazıyorum. Anlamsızlığın içinde boğulmak istemeyişimdir beni yazıya iten... Gönül evimize uzun zaman oldu dostların gelmeyişi. Yoksa dağınık mı gönül evimiz? Bu yüzden mi yalnız kalışımız. Yalnız kalmayan biri var mı hiç? Sorularımın serzeniş yüklü yitikliğine bakma sen dostum. Her şey şahitse gelmiş geçmiş her şeye, varsın yalnızlık da bana şahit olsun. Varsın yalnızlığıma ilişkin bir sürü kitabım olsun. Kendine güzel bir şahit tut dostum. Seni rahmete götürecek.!
- Söz verin bana harflerim. Benden davacı olmayacaksınız, tüm hesapların nihayete erdiğinde... Şahit olun, birbirini sevmeyenlerin vefasızlığına. Şahit olun, bozguncuların bozduğu dünyaya.!
Anlamların da ötesindeki anlamı hissediyor ve söylüyorum: SÖZ BİTTİ, SÜKUT NÖBETTE, HARFLER KATİP...

(*) Hâr: Tiken.

2 yorum:

deniz dedi ki...

Anlatmak, anlaşılmak... Amaçların bir, ama eylemlerin farklı olduğu bu dünyada, hepimiz gecikmekteyiz randevulaştığımız o mutluluğun, bizi beklemekte olduğu yere. Kimimiz unutmuşuz kendimizi, aramakla tüketmekteyiz zamanımızı, kimimiz kendimizi aramakta bulmuşuz tüketmekteyiz kendimizi. Hepimiz aynı yüreğin evrene yayılmış renkleriyiz, çeşit çeşit. Ayrı dillerin, dinlerin, anlamı kaybolmuş renklerin kurbanı olmuşuz. Yeniden anlamlandırmış, hepten anlamsızlaşmışız. Gerek varmıydı oysa diyor insan kendine. Anlamları, şekillere sokmaya... Anlamaya çalışmak varken, herşeyin yanıbaşında duranı. Hiçbirşey yeniden anlamlandırmak için oluşmadı, bu dünyaya değişmek üzere gelmedi aslında, anlamayı bilenlere. Bırakmak gerekir dağdaki çiçeği kendi hayat yoluna. Yola gelmek için, yola gitmek gerekir. Hayatı koparmadan dalından, yaşayabilmek gerekir. Binlerce sözün evrene yaydığı titreşimlerinin dalgarına, bırakmak gerekir kendini. Kıyı orada beklemekte...

Tebessüm dedi ki...

Evet yola gelmek için yola gitmek gerek. Ve evet dağdaki çiçeği kalpteki hisleri, günlerin anlamını bilmekten önce yaşamak gereklidir. O zaman anlamak ile değişenler arasında bizi bekleyenin yine insan yani kendimiz olduğunu farkederiz.

Teşekkür ederim güzel düşünceleriniz ve bana güzel şeyler hatırlattığınız için..

Y.O